|
Hikâye uluslararası bir markanın yöneticiliğini de yapmış bir
arkadaşımızdan.
Yer Trabzon; iş seyahati sırasında merkezde işlerini bitirir,
uçak saatine vakti vardır. Altında kiralık araba da var, kalan
zamanda "Maçka’ya gideyim, belki Sümela Manastırı’na da
çıkarım," der.
Otoparka doğru yönelmişken karşıdan gelen bir dayıya selam verir
ve navigasyonun henüz icat edilmediği zamanlar olduğu için
“Maçka’ya nereden gidebilirim?” diye sorar.
— Arabayla mı gideceksin?
— Evet.
— Gel o zaman!
Dayı bizim arkadaşın elini tutar ve birlikte yürümeye başlarlar.
Nereye? Bir alt caddeye. Bizimki şaşkın ama sordu bir kere,
sonunu beklemeye mecbur hisseder kendisini. Alt caddeye inerler
ve kaldırımda sola doğru dönüp birlikte ileri doğru bakmaya
başlarlar.
— Şu giden kamyonet var ya!
— Hangi kamyonet dayı?
— Kırmızı olan da!
— Ha evet, gördüm.
— İşte onun döneceği sokaktan sağa döneceksin…
— Vay şerefsiz vay, dönmedi!
— Neyse, sen onun geçip dönmediği sağdaki sokağa dön, Maçka’ya
oradan gidersin. |