|
Geçen hafta Karatay Üniversitemizde iki gün süren
bir spor zirvesi düzenledik.
Önemli isimleri ağırladığımız zirvenin
katılımcılarından birisi de son Avrupa Güreş Şampiyonası’nda 13.
kez şampiyon olarak bu alanda rekor kıran grekoromen güreşçimiz
Rıza Kayaalp’ti.
Erdoğan Arıkan’ın yönettiği oturumda Tokyo 2020
Olimpiyatları’nda Rıza ile ilgili yaşadığımız bir olay aklıma
geldi ve katılımcılara anlattım.
Bu hafta sizlerle de paylaşmak istiyorum.
Cimnastik salonunda Ferhat Arıcan ile tarihimizin ilk
madalyasına ulaşmanın sevincini yaşıyoruz. Bir yandan da Rıza
Kayaalp’in bronz madalya maçı yaklaştığı için, güreş salonu
bulunduğumuz bölgeye uzak olduğundan
1
saat sonraki maça yetişebilmenin hesabını
yapıyoruz.
Spor Genel Müdür Yardımcım Murat ağabey yanıma
geldi. "Genel müdürüm bir şey söyleyeceğim" dedi. Dedi
demesine de Murat Baba ‘bir şey söyleyeceğim’ dedi mi kesin bir
aksaklık var demek olduğundan tedirgin bir şekilde "Abi
hayırdır, bir şey mi oldu?" dedim.
Evet, olmuştu. Rıza mayosunu olimpiyat köyünde
unutmuştu; eğer mayo maç saatine yetişmezse 96 kg'da güreşen
Cenk İldem’in mayosunu giymek zorunda kalacak ve beden
farklılığı ile hangi sıkıntılar yaşanacaktı kim bilir?
Hemen olimpiyat köyünde o gün nöbetçi
bıraktığımız Daire Başkanı Necati arkadaşımızı aradım. Durumu
anlatıp Rıza’nın odasına giderek mayosunu alıp kapıya gelmesini
söyledim.
Cimnastik salonu köye yakın ama güreş salonu köye
uzaktı. Salondan çıkıp tahsisli araç ile köye ulaşmak için
hareket ettik. Bu arada arayarak kapının kilitli olduğunu ve
açtıramadığını söyleyen Necati’ye "Kapıyı kır!" diye
bağırdığımı ve Necati’nin itirazını hatırlıyorum.
Japonya gibi bir yerde bunu yapmak çok da doğru
değildi ama söz konusu olan bir madalyaydı ve üstelik hedefimiz
olan toplam madalya rekoruna doğru gidiyorduk.
Bir kez daha görevlileri bulamazsa kapıyı
kırmasını talimat verirken “Merak etme kardeşim arkamızda
devletimiz var sen yeter ki mayoyu bulup kapıya gel” dedim.
Bize asır gibi gelen ama görece kısa bir sürede kapıda buluştuk.
Kat görevlilerine ulaşıp kapıyı açtırmış, mayoya
ulaşmıştı. Yola çıktık çıkmasına ama zaman su gibi ilerliyordu.
Japon şoförümüzün aracı kullandığı hızla mayoyu yetiştirmemiz
mümkün görünmüyordu. Necati, şoförün çat pat anlayabildiği
ingilizcesi ile durumu anlatmaya çalışıyor ama araç bir türlü
hızlanmıyordu.
Türk milleti için durumun önemini, bir madalyanın
bile bizim ülkemiz için çok değerli olduğunu anlatıyor ama şoför
ya anlamıyor ya da anlamazdan geliyordu. Sonunda Necati bir
şekilde ikna etmeyi başardı. Bu arada şehir içinden otobana
çıkmıştık ve aracımız olabildiğince hızlanmıştı.
Güreş salonunun bulunduğu kompleksin kapısına
vardığımızda bizi yeni bir maraton bekliyordu. Çünkü salon ana
kapıya bir hayli uzak olduğundan girişten sonra hep birlikte
koşmaya başladık. Bu koşturmacada nefesim nasıl tıkanmadı aklıma
geldikçe hâlâ şaşarım ama tam 5 dakika kala mayoyu
yetiştirmiştik.
Rıza Kayaalp maça çıktı ve çok rahat bir şekilde
kazanıp bronz madalyanın sahibi oldu.
Olimpiyat sonunda Tokyo’da 13 madalya ile 1948
Londra Olimpiyatları’nda kazanılan 12 madalyalık rekorumuzu
kırmış olduk. Kim bilir belki de mayoyu yetiştiremeseydik ve
şampiyonumuz emanet mayo ile güreşseydi madalya kazanamayacak ve
madalya rekorumuz için bir başka baharı bekleyecektik. |